©sub by İlayda Tunca. Easily created with Wix.com

Mükerrem Tuncay, 

Filipe Afonso,

Melika Shafahi 

Konuk Sanatçılar etkinliğinin son konuklarından, Lyon merkezli sanatçı Mükerrem Tuncay, güncel hafıza tekniklerine yönelik atölye “Hatırlayamadığımı Hatırlayamıyorum” ile aynı ismi taşıyan heykelini 10 Kasım’da gerçekleşen etkinlikte bizlerle paylaştı.

 

Aynı gün, Tuncay’ın heykeli ile beraber Portekiz merkezli sanatçı Filipe Afonso’nun 2017’de Polonya’da ürettiği “Master and the Slave” gösterimi ve İranlı fotoğraf sanatçısı Melika Shafahi ile kamusal alanlarda bir fotoğraf atölyesi gerçekleşti.

Mükerrem Tuncay

"Hatırlayamadığımı Hatırlayamıyorum"

Tuncay'ın yeni heykel çalışması elektroniklerin yaşam döngüsünün ve bizim yaşam döngümüzü, psikolojimizi, etik bilincimizi, ekosistemi nasıl etkilediğini sorgular.
Şimdiden günlük hayatımızı değiştirmekte olan giyilebilir halde varolan teknoloji, vücudumuza olan hakimiyeti arttırdığında, -bedenimizin içine yerleştirildiğinde ya da bedenimizin çalışmayan kısımların yerine geçmeye başladığında- bakış açımız nasıl değişecek?
Teknoloji ne kadar ölümsüz?
Ya da biz ona ne kadar güvenebiliriz?

Filipe Afonso 

"Master and the Slave"

İnsanların Mars'ta yaşadığı ve Dünya'ya geri dönmek istedikleri uzak bir geleceği işleyen video, insanlığın ve teknolojilerinin her zaman tekrarlayan yanlarını kurgu yoluyla inceler. 

 

İnsanlık, tüm insanlar için adalet ve eşitlik dahil olmak üzere, yüksek bir gelişme standardı edindikten sonra, hala kölelere ihtiyaç duyuyordu. Birçok deney, insanların Dünyada kalıcı olarak yaşamalarına izin vermedi.

 

O sırada neyin doğal ve yapay, neyin orijinal, neyin sahte olduğunu, hangi şeylerin biyolojik hangilerinin inorganik veya sentetik olduğunu söylemek zordu.

 

İnsanlar dahil.

 

Simone onlardan biriydi. İnsandan android'e, banka robotundan köpek robotuna, bir falcı makinesinden kol otomat makinesine, akıllı patlıcandan sohbet robotuna kadar, Master and the Slave, teknolojinin insanlara hizmet etmek yerine onların kontrolünü ele geçirdiği, toplumda uzun süredir devam eden bir geleneği sarsan bir hikayedir.

 

Teknolojiden korkma, garip olandan korkma, diğerinden korkma, hareket edenlerden korkma... Varsayımsal bir gerçeklik ve abartılı bir fütüristik senaryo olarak  Master and the Slave, hicivle komediyi, ironi ile korkuyu, beklentileri ve paranoyaları aşırıya kaçan bir bilim kurguyla aktarıyor.



Melika Shafahi

 

Geçtiğimiz on yıl boyunca, benlik, bireysel yaşam, beden estetiği ve gerçek ile kurgu arasındaki geçirgen sınır etrafında fikirleri keşfetmek için fotoğrafçılığı kullanan Melika 1984 Tahran doğumlu. 1979 İslam Devrimi'nden sonra doğan kuşağın geri kalanı gibi, çağdaş İran hayatının çelişkilerini müzakere ediyor: Amerikan tüketim kültürünün devlet tarafından savunulan sert dindarlığa karşı etkisi; kamu ve özel alanlar arasındaki bölünmeler; hem erkek hem de kadın bedenlerini büyük ölçüde gizlemeye çalışan resmi politikalara karşı dünyanın en büyük plastik cerrahi pazarlarından birinin geliştirilmesi, gibi.  

 

Melika, Tahran Sanat Üniversitesi'nde fotoğraf okuduktan sonra Fransa'da Lyon Güzel Sanatlar Akademisi'nde çalışmalarına devam etmiş. Bir sanatçı olarak, insanların hikayelerini, özellikle de İran'ın özel ve sosyal yaşamlarındaki çelişkilerin görsel tasvirini arşivlemeye çalışıyor:

Fotoğraf özneleriyle, kişisel yaşamlarını ve mekanlarını ona açarak gerçek hayatlarını gösterdikleri noktada işbirliği yapıyor. İranlı erkeklerin ve kadınların kişisel sınırlı alanlarından ve sosyal hayatlarından bir adım ötesinde farklı bir insana nasıl dönüşebileceğini göstermeye çalışıyor. 

 

Çalışmaları, narsisizm, kadınlık, varoluş ve kimlik konularını ele alırken, her bir hayatın gerçek ve kurgusalından olarak ve kişinin kendisi tarafından nasıl yorumlandığından etkileniyor.

Melika, 8-14 Kasım tarihleri arasında sub'da düzenleyeceği bir fotoğraf atölyesiyle, katılımcıları Çanakkale'de bir yürüyüşe çıkartacak. Gece gerçekleşecek olan bu fotoğraf çalışması ile ilgili detaylar Melika Çanakkale'ye geldiğinde belli olacak.